|
ÇOCUKLARIMIZ İÇİN
...
Öncekiler gibi, altıncı kuşaktan soydaş olanlar da, kendileri gibi
yaşamaya bir bakıma zorlamaktaydılar onu. Kümenin genel niteliklerini
benimsetmek için alttan alta didinmekten, onlar da geri kalmamaktaydı.
Türdeşlerinin yaşamsal yeğleyişleri onu kaygılandırmıyor değildi
gerçekte. Bir çiçeğin kapanmak üzere olan taçyaprakları içinde,
ya da bir
ağacın sıcak kabuk katmanları arasında uykuya dalmadan öce, gerek
kendini,
gerekse çevresinde olup bitenleri sorgulardı sürekli . Güzel, esenlik
dolu uzamlar varken, o ahırların, samanlıkların, evlerin, depoların
yeğlenmesine anlam veremiyordu. Yanlış, kendisinde miydi yoksa?
Eğer öyle
olsaydı, kendi yaşıtlarının hiç değilse birkaçının yaşaması gerekmez
miydi şimdilerde? Bunu da mı göremiyorlardı? Ah bir kez olsun göze
alabilselerdi sınamayı... Çok değil, birkaç gün boşlayıverselerdi
kapalı
uzamlarda barınmayı, artıklarla, atıklarla doyunmayı, soğuktan ya
da
açlıktan ölmek üzereyken bile varırlar mıydı o beğene geldikleri
yerlere bir
daha?
Bir başka eleştiriliş nedeni de cinsellik ve üreyiş konularındaki
katılığıydı. Gerek barınma, gerekse beslenme biçimlerini içine sindiremediği
türdeşlerinin cinsel yaşamları da çekici gelmiyordu ona pek.
Kümedeki dişiler, erişkinlik evresine nice zaman önce varmış bir
erkeğin kendileriyle ilgilenmeyişine us erdiremiyorlardı: Diğerlerinden
çok
mu üstün olduğu sanısındaydı? Yüzlercesi arasında, beğenilesi bir
tek
dişi de mi bulamamıştı? Yeryüzünde varoluş gerekçeleri, çoğalmaktan
gayrı
neydi ki de uzak duruyordu o kendilerinden?
...
|