ÇOCUKLARIMIZ İÇİN

...
Günün sona ermesine yakın anlarda, bir ahır penceresi boşluğundan,
çatılardan birindeki delikten, ya da bir ev kapısının altından içerilere
girmeye çabalayan dişilerin çağrı dolu bakışlarına, istek uyandırıcı
çığlıklarına karşı direnebilmek, gerçekte pek de kolay değildi. Ancak, dört
duvar arasında konaklamayı bile göze almasına neden olacak, ya da
kendisiyle birlikte doğal bir ortamda sabahlayacak bir dişiyle
karşılaşmamıştı hiç.
İvecen bir badem ağacının ilkyaz ulağı çiçeklerinden birinde güneşin
batışını izlemekteyken konuverdi yanına. "Kanatlarında, böylesine bol
renk olan birini görmemiştim şimdiye değin." diye düşündü bir an.
Karaçamlarla bezeli dağların ardına gitmeye hazırlanan güneş, olanca
kızıllığıyla ve binlerce parçaya bölünerek yanındaki diºinin gözlerinde
yansımaktaydı ışıl ışıl. Usuna, "Güneş, aydınlığını bu gözlerden alıyor
olmasın?" sorusu bile geldi kısacık bir süre için.
"Kümedeki herkes senden söz ediyor." dedi tazecik dişi saygılı ve
çekingen bir ses tonuyla.
"Öyle mi?" sözcüklerinin döküldüğü ses tellerinde, olağan olmayan bir
coşku yakaladı erkek.
"Neden bizlerden uzak duruyorsun?"
"Böyle bir amacım ya da çabam yok ki! Bak; birbirimize yakınlaşıverdik
bile."
"Hem seninle tanışmak için can atıyor, hem de çekiniyordum bundan."
demekteyken, sağ kanadını da sanki rastlantısal, tasarlanmaksızın ve
öylesine bir dokunmaymış izlenimi oluşturmaya özellikle önem vererek erkek
sineğin yanağına değdirdi bir an dişi sinek. Altı bacağı birden zangır
zangır titremeye başladı erkeğin... Ortasına yakın bir yerlerde söyleşe
geldikleri badem çiçeğinin taç yapraklarından biri o titreşimle yerli
yerinden kopup, dallardan birinin üstüne kondu yavaşça. Bir an boºlukta
kalan dişi sinek, yaprağın kopuş hızıyla orantılı bir devinim
tutturamadan, kanatlarının çırpabilecek denli zaman bulamadan aşağı doğru
yuvarlanmaya başlayınca, yerinden fırlayan erkek, onu ön bacaklarıyla
kavrayıp havalanıverdi.
...

sayfa 3