ÇOCUKLARIMIZ İÇİN

...
Güneş, son ışıltılarını saçmaktaydı ortalığa hovardaca. Kendine doğru
sarmaş dolaş uçan bir çift karasineğin esrikliğini gözucuyla da olsa
yakalayıp sevindi.
"Belimi fazla sıkmıyor musun; diye sordu dişi, incitici olmamasına özen
gösterdiği bir ses tonuyla; neredeyse kopartacaksın."
"Bağışla; bir an, seni yitirme korkusuna kapılıverdim nedense."
"Bir sineğim ben de senin gibi, düşecek olsaydım bile zarar görmezdim
ki."
Ön bacaklarını biraz gevşeten erkek, "Doğru ya," dedi kendi kendine;
"... ne aptalım; bunca yıl hiçbir dişiye sarılmazsan, böyle sersemce
davranırsın işte!" Boynunda gezinip duran dişinin elleri, doğduğundan beri
tatmadığı, düşünü bile kurmadığı duygusal kıpırtılar yaydı bedenine
dalga dalga. Ta ki güneş yeryüzünün bir başka yerinde ışımaya başlayıp
yıldızlar üçer, beşer belirginleşene değin, kanatlarını çırptı, çırptı,
çırptı erkek sinek. Yaşamakta olduğu gizemli duygusallık, dişinin, "Biraz
fazla uzaklaşmadık mı çiftlikten?" sorusuyla, çiğ taneleri gibi
darmadağınık bir biçimde saçıldı yeni sürgün vermiş buğday tarlalarının
üstüne.
"Sen de mi?" derken, diºiyi sarmalayan bacaklar az da olsa gevºeyiverdi
istemeksizin.
"Ben de mi, ne?"
"Sen de mi kapalı uzamları yeğleyenlerdensin?"
"Hem daha sıcak ve az nemli, hem de daha bol yiyecekle dolu öyle
yerler."
"Beş kuşaktan beri aynı şeyler söyleniyor. Ne var ki, kümede doğagelmiş
onca sinek arasında bir tek benim diri kalan. Bunun bir anlamı yok mu
indinde?"
"Belki de haklısın."
"Belki de mi?"
"Sanırım haklısın."
"Sanırım mı?"
"Yani, haklısın."
...

sayfa 4