|
TELEFON TELLERİ
...
Faltaşı bakışlara hazırlıksız yakalanan adam, konuklar için hazırlanmış
pastayı yerken basılan bir çocuk denli sıkıldı. Önce pembeleşti,
sonra da kızardı gözlerinin yanakları.
Yıllardır, her ne zaman ürküverse kekemeliğe boyun eğerdi kadının
dili. 'Ne' sözcüğüne takılan dil, küçük, pembe dudaklar arasında
devinip durmaktaydı şimdi de:
"Ne…? Ne…? Ne…?"
Bir türlü, 'bunlar' sözcüğü çıkıvermiyordu parlak, aydınlık dişlerin
ortasından. Minicik eller, istenç dışı bir titremeye pes edip, kavradıkları
kutuyla birlikte yaşadıkları depremsi sarsıntılara tutsak oldular.
Kadının gözleri, zikirdeki dervişlerin kesintisiz ve eş aralı devinimleri
benzeri bir dizem tutturmuş, kutuyla adamın kaçak bakışları arasında
zıplayıp durmaktaydı. Neden sonra, derli toplu bir tümce kurmayı
becerdi kadın:
"Ne bunlar?"
Gücünü toparlayabilse, kolunu kaldırabileceğine bir inansa, kızılımsı
sakallara doğru inmekte olan koyu kahverengi saçları aralayıp, adamın
kulakları yerlerinde mi değil mi bakacaktı.
...
|