TELEFON TELLERİ

...
Paketi hazırlamaktayken de, kadına uzatırken de, böylesi tepkilerle karşılaşabileceğini hiç düşünmemişti adam doğrusu. Çocukluğundan beri, her ne zaman köşeye sıkışacak olsa, ayak başparmaklarını oynatmaya sığınırdı. İşte kımıl kımıldı parmaklar yine ayakkabılar içinde. Bir ân denetim dışı kalan çocuksu gözbebekleri, tıngır mıngır düşüverdi masaya. Ne yaacaklarını bilmeksizin kül tablasına doğru yöneldiler önce, sonra sigara paketine, çakmağa, çay bardağına… Bir ara, kadının kutuyla birlikte sanki horon tepmekte olan parmaklarının arasında asılı kaldılarsa da, kesintisiz sürüp giden titreşimin yarattığı yorgunluktan ötürü, kül tablasının dış yüzeyindeki aptal bira markasına sığındılar sonunda.
Sorusunu yineleme gereği duyan kadın, bu kez hiç zorlanmadan art arda sıraladı iki sözcüğü:
"Ne bunlar?"
Adam, göz bebeklerini kül tablasından kopartıp yerli yerine oturttu. Sıkılgan bir gülümseyiş, ilkin dudaklarını, derken yanaklarını tutsak ediverdi kolayca. "Şeyy… kulak…" dedi yumuşacık bir sesle.
Aldığı yanıt, kadını yıldırmadı. Yeni bir umuda sığınma özlemiyle yanıp tutuşmaktaydı:
"Plastik ya da… ya da porselenden falan yapılmış şeyler ama… değil mi?"
Umutla umutsuzluk, havaya fırlatılmış metal bir paranın yazısıyla turası olmuş, ân be ân yer değiştiriyordu kadının gözbebeklerinde. Gözlerdeki karmaşa, ürküntü ve korku duyguları, adamın yanaklarına doğru hep birden saldırıya geçtiler sille tokat.
Yanaklarda bağdaş kurmuş oturan sıkıntılı gülümseyiş, yediği sert darbelere dayanamadı. O ara içeri girmekte olan cılız, sivilceli bir kızın kapıyı açık bırakmasını fırsat bilip yere atlamasıyla sokağa seyirtmesi bir oldu.
...

sayfa 3