TELEFON TELLERİ

...
Çerçevelenip de duvara asılmış donuk renkli dev posterlerdeki dağlar, akarcalar, bulutlar sıkıntıdan patlamak üzereydiler; hangi gerçeği beceriksizce çağrıştırmaya uğraşmakta ve ne oranda başarmaktaydılar ki bunu? Dört bir yanın duvarlarında pinekleyip duran ak badanalı sıvalar bile, altlarındaki 'tuğla' gerçeğini gizlemeye çabalamıyorlar mıydı? Ya plastik koltuklarda oturmakta olan şu insanlar? Ya onlar 'gerçek' miydi? 'İnsan' denilen o sevilesi, sayılası 'tinsel hedef' in çok, hem de çok kötü birer öykünümü değil miydi oncağızlar da?
Ortalıkta serserice salınıp duran usunu yeniden başına devşirip, "Kutunun içindekiler, gerçek bir çift kulak." dedi adam. Birden, göz kaslarının iyiden iyiye rahatladığını, alnındaki kırışıklıkların yumuşadığını, gerilmiş yanaklarının gevşediğini duyumsadı. Dahası, dudaklarını bile ıslattı diliyle. Damakta iki, üç kez dolanan dil, ağızda tortusu birikmiş nikotin tadını azaltıp, yerli yerine oturdu. Süzgecine vardı varacak sigaradan iki yeni soluk çekti ciğerlerine. Sonra da, tablanın ortasına bastırarak ezdi sigarayı adam.
İzmarit, tablada dinlenen eski dostlarına kavuşunca birden sevindi. "Kurtulduk artık!" dedi; "…Artık, son durağa yaklaşıyoruz."
Tıslama benzeri cılız bir ses, kadının ağzından kafenin dumanlı havasına dağıldı:
"Yoksa, senin mi o kulaklar?"
Yüreği, ağızdan çıkan sesin güçsüzlüğüne inat, bas bas bağırmaktaydı oysa:
"Tanrım, hiç değilse onunkiler olmasın!"
Kulakların bulunması gereken yerlerde dolanıp duruyordu hâlâ kadının gözleri. Bakışlar, sanki saçları delip, onların altını görebilmek için didinmekteydi.
...

sayfa 5